Genel,  KÖŞEGEN

SEN DE BENİM GİBİ PREKARYASIN

Biliyorum hiç birimiz yeni bir kavram istemiyoruz. Prekarya nerden çıktı diyor olabilirsiniz ama dünyada yaşanan olaylar ve güçlülerin yeni dünya düzeni böyle bir sınıfı var etti.

Bölünmekten ve sınıflara ayrılmaktan büyük rahatsızlık duyanlardanım. Çünkü sürekli kategorilere ayrılıyor olmamız ne yazık ki bizi bir araya getirmek istemeyenlerin çok hoşuna giden bir strateji.

Prekarya sınıfını aslında yeni bir ayrışma olarak değil de bizleri bir araya getirecek bir sınıf olarak gördüğüm için kaleme almak istedim. Nedir peki Prekarya?

Kavramı ortaya koyan İngiliz iktisatçı Guy Standing’e göre, prekarya halk arasındaki yeni bir sınıfı karşılıyor, proletarya gibi. Köken olarak İngilizce precarious’dan (güvencesiz, belirsiz, istikrarsız, tehlikede) gelmektedir. Çalışan yoksullar, güvencesiz işçiler, kendini güvende hissetmeyen, geleceği göremeyen insanlar… Siz nasıl bir isim koyarsanız artık…

Son 30 yıla bakarsak kapitalizm, teknolojinin de gelişmesiyle başka bir boyuta geçti. Bu dönüşümün içinde sanayi, üretim eskisi kadar önemli bir yere sahip değil. Hizmet ve dağıtım sektörü çok daha büyük paya sahip. Öyle ki Türkiye’de hizmet sektöründe çalışanların oranı yüzde 64, sanayide çalışanların oranı ise yüzde 33. Bir alıntı paylaşayım;

“Alabildiğine “esnekleşmiş” bir istihdam rejiminde sürekli değişen işlerde, adeta hep geçici bir statüde çalışanlar… Düzenli olarak düzensiz işlerde çalışanlar… Bütün dünyada giderek genişleyen bu kitleyi “çalışan yoksullar” veya “güvencesiz işçiler” diye tanımlayanlar da oldu. Guy Standing, prekaryayı teşhis edebilmek için onların kimliksizliğini göz önüne almak gerektiğine dikkat çekiyor: Bir geleceği olmayan ve “toplumsal hafızadan yoksun” işlerde çalışıyorlar…” (Guy Standing, yeni tehlikeli sınıf önsözünden)

Hala umutlu bir duruşu da vardır prekaryalıların. Kimi geçmişteki gibi olursak her şeyin düzeleceğini düşünür. Mesela ülkemizde bir Osmanlıcılık furyasının çıkması buna örnek gösterilebilir. Var olan düzende kendini güvende hissetmeyen ama yeni sistemlerden de çekinen kişiler… Biraz daha yoksul ve eğitim düzeyi düşük kesimdir geçmişe umut bağlayanlar.

Eğitimli yani ilerici prokaryalılar biraz daha öfkeli bir gruptur. İyi bir gelecek için diplomalarla kuşanmış kişilerin iş bulamıyor olması, gelecek için bütün umutlarını karartıyor ve bu kitle özellikle ülkemizde bugüne kadar hiç olmadığı derecede çoğunlukta ve çok öfkeliler. Ülkemizdeki suç oranlarına bakarsanız da bunu rahatlıkla görebilirsiniz. (araştırmalara göre her üç mahkumdan biri öğrenci)

Bir de göçmenler var; “lanet olsun bana buralarda gelecek yok, giderim buralardan” derler fakat bir de göçmen psikolojisine girip hepten ziyan olurlar.  İstisnalar dışında göçmenlerinde pek mutlu olduğu söylenemez

Biz çocukken küreselleşmeyi ne güzel bir şeymiş gibi anlatıyorlardı. “küreselleşmenin çocukları” Gördük nasıl bir şey olduğunu…

Ne geçmişe dönmek, ne ülkeyi terk etmek, ne de “ama kapı gibi diplomam var neden hayat bana güzel değil” tribine girmek! Yapacak şey belli aslında; farkında olmak! Kendimizi yenik, yorgun ve çaresiz hissediyoruz biliyorum. Ama ülkesizlik daha büyük bir hiçliktir. Radikal bir projeye imza atalım; aynı sınıfta olduğumuzu kabullenelim ve birleşelim! Finlandıya gibi Mutluluk ekonomisine geçelim demiyorum, o kadar da değil ama ülkemizi pek tabii daha güzelleştirip, güvenli ve geleceği olan vatandaşlar haline gelebiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

YouTube
Instagram