Portfolio

TSD BEYLİKDÜZÜ BİLİNÇLENDİRİCİ ENGELSİZ YORUM YAYINLARINA BAŞLADI

  Geçtiğimiz aylarda  Türkiye’nin en köklü engelli örgütü olan Türkiye Sakatlar Derneği’nin Beylikdüzü Şubesi, Beylikdüzü Belediyesi tarafından Cumhuriyet Mahallesi’nde hayata geçirilen dernekler yerleşkesinde açıldı. TSD Beylikdüzü Şube Başkanı Ahmet Bağbekleyen ve dernek üyeleri kısa sürede pek çok faydalı işlere imza atmaya başladı. Dernek yalnızca Beylikdüzü’nde yaşayan engelli bireylerin değil, ulaşabilecekleri her engelli bireyin bilinçlenmesine katkı sağlamak amacıyla bir de youtube kanalı kurarak Engelsiz Yorum programlarının çekimine başladı. Aşağıda linkini paylaştığım ve moderatörlüğünü üstlendiğim yayınları, TSD Beylikdüzü şubesi youtube kanalından izleyebilir, kanala abone olarak derneğin daha fazla kişiye ulaşmasına katkı sağlayabilirsiniz.        

“DERİN” BİR YOLCULUĞA ÇIKIYORUZ

Uzun zamandır çıkarmayı planladığım ama bir türlü eyleme geçiremediğim kitabım nihayet sizlerle buluştu. Çok heyecanlı bir süreç başladı benim için. Bunu uzun uzun yazacağım. Anlatacaklarım var. Şimdilik tanıtım bültenini paylaşıyorum. Şoku atlatıp kendi duygularımı da anlatırım. 🙂 Adım atacak, yaşama tutunacak gücü veren; dünyayı her koşulda yaşanır hale getirip bunları yazma cesareti gösteren bir kalemden damlayan bir ilk eser Mevzu Derin. Bilgen Öniz Kütükoğlu’nun yaşamının en “derin” kesitlerinden ve umuda dair çıktığı cesur yolculuktan dokuduğu eserde; yaşananlar ne kadar zor olursa olsun kahkaha sesini duyacak, o güçlü gülümsemeyi karşınızda göreceksiniz. Ağrılı bir kalbin usul sesine kulak verirken o kalbin tüm hayatı sırtlayacak cesareti karşısında “Yarın yeni ve umut dolu bir gün.” diyebilmenin anlatısı… Yol ne denli uzun olursa olsun telaşsız değil tüy gibi hafif adımlarla hayatı güzelleştirmenin mümkün olacağını fısıldayan “derin bir mevzu.” “Şimdi her şey çok daha iyi. Düştük, düştük kalktık ama hiç havlu atmadık. Diyorum ya artık biraz daha durulduk. Bunu yola daha enerjik devam etmek için yaptık. Ruh halimi sorarsanız; çok dayak yemiş bir şampiyon gibiyim.” (Mevzu Derin, Tanıtım bülteninden) Kitabı buradan satın alabilirsiniz.

SİZİN GÜNDEMİNİZDE NE VAR?

Gündemin içinde kayboluyoruz. Yok sayalım desek o da olur şey değil! Hangi taraftan bakarsak bakalım durum bize kendimizi kötü hissettiriyor. Tokat gibi yüzümüze çarpıyor olanlar. Geldi mi üst üste gelir ya öyle oldu. E haliyle dağıldık biraz! Sistem yoksa güç arayışı başlıyor. Güçlülerin konuştuğu yerde de birileri hep sömürülen oluyor. Ne diyelim?  Böyle gelmiş böyle gidecek galiba. Hayatımıza anlam katacak, ruhumuza iyi gelecek her şeye daha çok zaman ayırmalıyız. Sonra kimse bizim için üzülmez vallahi. Bazen modumuz gündem dışı olmalı. Hepimizin kendine ait bir gündemi elbette vardır değil mi? Son olarak; “Salgın bitsin, kriz geçsin, yasakları bi atlatalım” diye diye bir türlü sonuca gidemediğim kitabım nihayet çıktı. Çoook heyecanlı bir şey bu paylaşacağım

KENDİMİZİ HACKLEYELİM BİRAZ 🙂

Her şey saçma sapan bir şekilde ilerliyor biliyorum.  Ama ruh sağlığımızı da korumak zorundayız. Herkes kendine emanet ona göre! Bu akşam ciddi şeyler izlemedim, okumadım ben. Komik videolar izleyip,  duvar yazıları okuyorum. Tavsiye ederim. İnsanın kendini hacklemesi gibi bir şey bu. Birkaç tane bırakayım buraya da Hata yaparken o kadar özgüvenliyim ki görseniz şok olursunuz Biriyle arama şüphe girince ben çıkıyorum Yanlış bir şey yapmamı engelleyecek arkadaşlarıma yanlış bir şey yaptıktan sonra haber veririm Detaylara takılın arkadaşlar, her şey orada dönüyor çünkü Kendimi seviyorum çünkü bu işi birinin yapması lazım Düzenli olarak hayatıma nazar değdiğini düşünüyorum Yaşadığım hayata para harcadığıma inanamıyorum Biz neleri atlatamadık bunu mu atlatacağız? Bakalım bu ay kaç yıl sürecek! Çevrem müsade ederse kendi hayatıma ben de karışacağım Herkesin vardır o zamanlar çok salaktım dedigi bir dönem. İki yumurta kırıp ocağı yakamıyor, gemileri yakacakmış Gıybet dedikodu falan sevmeyiz öyle şeyleri. Bizimki istihbarat paylaşımı.

SEVME HALİ…

Sevginin doğaçlama halini seviyorum ben; Günü, saati olmadan, adı konmadan, değeri ve emeği ile anılan, onaysız, dolaysız söylenen, taktiklerle değil; içten ve ansızın yaşanan Mükafatı yalnızca sevildiğini bilmek olan Kasmadan, kasılmadan Düşman olmadan Kimseyi tüketmeden olan halini…

Gençlik Bizden Ümidini Kesmiş

Merhaba gençler ve kendini genç hissedenler 23 nisandan kalma tokam ve “biz de genç sayılır mıyız acaba?” ifademle 19 mayısınızı kutlamaya geldim. “Günümüz gençliği lüksü seviyor. Davranışları kötü; büyüklerine karşı saygısızlar ve sadece lak lak etmeyi biliyorlar, büyükleri odaya girdiğinde artık ayağa kalkmıyorlar; ana babaları ile çatışıyor, öğretmenlerine kafa tutuyorlar ve sadece tüketmeyi biliyorlar.” Ben demedim valla  Sokrates demiş. Milattan önce 400 yıllarında:) Şimdikiler farklı mı sanki? Hepsi sosyal medya bağımlısı. Hani fişini çeksen elektriğin, nasıl yaşayacaklarını bilmiyorlar o derece! Bir de Kendilerini değersiz hissediyorlarmış Tanıdık yoksa iş bulamazsın diyorlarmış Ülkelerindeki mültecilere tahammülleri yokken kapağı Avrupa’ya atmak için fırsat kolluyorlarmış Hep şikayet… Şişşş! Demeyin öyle. Mutsuzlar, umutsuzlar… Bunun sebebi biziz. Bu ülke onlara emanet. Çağdaş uygarlık düzeyine gençler ve genç  beyinlerle çıkabiliriz ancak. Gençler sorgulayacak. Sorgulamalarına imkan verelim. Gençlere içi boş özgürlük tanımları yüklemeyelim. Gerçek özgürlüğün ne olduğuna ve nasıl elde edileceğine dair yollarına ışık tutalım. İhtiyacı olan şey onların içinde zaten mevcut. Yol gösterici olalım ki açığa çıksın potansiyelleri, yürüsünler aydınlık yarınlara. Son olarak; “Rica ile merhamet dilenmekle bir millet ve devletin sefer ve istikbali kurtarilmaz. Türk milleti, gelecek nesiller için bunu unutmamalıdır. 19 MAYIS GÜVEN, SEVİNÇ, HAREKET GÜNÜDÜR. Mustafa Kemal Atatürk Kutlu olsun 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramımız (Alıntılar; Bütün Dünya dergisi mayıs sayısı, Dr. Tekin Özertem, Gençlik yazısından. Bu arada dergiyi öneririm. Ben 15 yaşımdan beri takip ediyorum.)

“SAĞLIK KURULU RAPORLARI PANDEMİ SONUNA KADAR UZATILSIN”

Engelli bireyler ve velileri, Sağlık Bakanlığı tarafından salgın döneminde süresi dolmasına rağmen geçerli sayılan Sağlık Kurulu Raporlarının salgın bitene kadar geçerliliğinin devam etmesini istiyor. Geçen yıl ülkemizde pandemi vakalarının artmasıyla MEB ve Sağlık Bakanlığı tarafından RAM ve sağlık kurulu raporlarının tarihleri uzatılarak engeli bireylere ve ailelerine büyük bir kolaylık sağlanmıştı. Uzatma süresinin sonuna gelinirken, normal zamanlarda bile büyük problem olan SKR raporu çıkarma ve yenileme işleminin, salgının yeniden arttığı şu günlerde yeni mağduriyetler oluşturacağını dile getiren veliler ise endişeli. Veliler, Rapor süresi dolan öğrencilerin eğitimlerinin kesintiye uğramaması ve vakaların bu kadar arttığı bir dönemde bağışıklığı zayıf ve kronik rahatsızlıkları olan çocukları hastanelere taşımamak için Sağlık Bakanlığı’na süreyi pandemi sonuna kadar uzatmaları için çağrıda bulundu. Bu doğrultuda velilerin CİMER aracılığıyla Sağlık Bakanlığı’na gönderdiği ortak metin şöyle;   “2020 yılında çocuğumun hastane rapor süresi bitmesine rağmen pandemi sürecinde sağlık raporu geçerli sayıldığı için özel eğitim hizmeti almaya devam ettik. Bu kolaylık için Bakanlığımıza teşekkür ederiz. Ama 2021 haziran ayına kadar Sağlık Kurulu Raporumuzu yenilememiz isteniyor. İstanbul’da sürekli denenmesine rağmen SKR randevusu için MHRS ve ALO 182’den randevu alınamıyor. Bazı hastanelerde Covid-19 nedeniyle poliklinikler tam çalışmıyor, normal kontroller için bile randevu almakta güçlük çekiyoruz. Kronik rahatsızlıkları ve bağışıklıkları zayıf olan Özel gereksinimli bireyleri covid vakalarının bu kadar yükseldiği bir dönemde hastaneye defalarca götürmek hem toplu taşıma hem de hastane yoğunluğu nedeniyle büyük bir risk teşkil ediyor. Bu sebeplerle engelli bireylerin pandemi başında olduğu gibi sağlık raporlarının salgın bitene kadar geçerli sayılmasını rica ederim.”    

Sinema Yazarı Tanju Akleman’dan film önerileri

Sinema Yazarı Tanju Akleman’a 4 gün boyunca evde izleyebileceğimiz filmleri konu başlıklarına göre sorduk o listeledi.  2021 yılı bir film olsa senaryosu nasıl olsun istersiniz? Bu yıl hiçbir şey normal olmadığı gibi ona veda etme kısmı da haliyle pek normal olmayacak. Muhtemelen bu yıl ilk kez yeni yılı değil, yılın bitişini kutlayacağız üstelik  4 gün sürecek olan evden çıkma yasağı ile…   Dediğim gibi normal değil hiçbir şey ama artık bunu sorgulamakla zaman kaybetmenin çok da anlamlı olmadığını görüyoruz. Kabullenip, aldığımız nefesin hakkını vermeye devam etmek zorundayız. Pek çok kişinin “izlemekten hoşlandığı” gerçeğinden yola çıkarak Sinema Yazarı Tanju Akleman’ı aradım ve bize keyifle izleyebileceğimiz bazı filmler önerip öneremeyeceğimi sordum. Kırmadı ve harika önerilerde bulundu. Kendi alanlarında en iyi diyebileceğimiz biraz da nostalji yapacağımız filmleri ve sizde ortak olun diye sohbetimizi bırakalım buraya. Öncelikle keyifli okumalar, sonra da iyi seyirler dilerim. Çok yönlü birisiniz açıkçası size sorulabilecek onlarca konu varken seçim yapmak gerçekten zor. Ama evde kalmamızın zorunlu ve gerekli olduğu bu günlerde film seçimleri üzerine konuşmak kaçınılmaz bir tercihti benim için. Siz Akademisyen, Fotoğrafçı aynı zamanda Fotoğraf ve Sinema Yazarısınız.  Biraz kendinizden bahseder misiniz?   1961 Çanakkale doğumluyum. Elektronik ve Haberleşme Mühendisiyim. 1980’li yılların ikinci yarısından sonra fotoğraf ile yoğun bir şekilde ilgilenmeye başladım. İFSAK, Fotogen gibi derneklerin, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nun Yönetim Kurullarında bulundum. 2009 – 2019 yılları arasında 8 yıl İFSAK Yönetim Kurulu Başkanlığı’nda bulundum. 2007 yılından sonra 10 yıl boyunca İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, Gazetecilik bölümünde gazetecilik dersleri vererek Öğretim Görevlisi olarak görev yaptım. Evrensel Kültür Dergisi’nde yazdığım fotoğraf yazılarını bir araya getirdiğim “Çayırköy’deki Unutkan Silahşorlar” isimli kitabımı yakın zamanda çıkaracağım.   İFSAK 1. İstanbul Fotoğraf Bienalinde “Oltada” isimli çalışmamın ve Fotoğraf Vakfı Etkinlikleri kapsamında “Yontu-Yorum, Bu Dünyanın Halleri” isimli fotoğraf çalışmamın sergisini açtım. Danışmanlığını yaptığım grupla İFSAK bünyesinde “DoMiNo”, “Bir Garip” ve “Olsa İyi Olurdu” isimli sergileri açtım. Farklı zamanlarda, “Sisli Bir Eylül Gecesi”, “Döndü Ayçiçekleri Yüzünü Güne”, Adada Son-Bahar”, “Hem Uzak Hem Yakındır Ölüm” … gibi fotoğraf sunumları gerçekleştirdim.   Arka Plan Sanat dergisinde ve sosyal medyadaki Martı dergisinde filmler üzerinden sinema yazıları yazmakta, yine filmler üzerinden sinema konuşmaları yapmaktayım.   Salgın hepimizi eve kapattı anladığım kadarıyla yine de boş durmuyorsunuz. Nasıl geçiyor günleriniz? Var mı hazırlığı yapılan projeler? Evde geçirdiğimiz günlerde öncelikle, Özcan Yaman ile birlikte danışmanlığını yaptığım İFSAK Kavramsal Grubu olarak, fikri bana ait olan Mussorgsky’nin “Bir Sergiden Tablolar” adlı eseri üzerinden gerçekleştirdiğimiz fotoğraf çalışmasını tamamladık.     Bir önceki soruda da belirttiğim gibi, Arka Plan Sanat dergisinde ve sosyal medyadaki Martı dergisinde filmler üzerinden sinema yazıları yazmakta, yine filmler üzerinden sinema konuşmaları yapmaktayım. Sinema ve müzik üzerinden kitap çalışmalarımı sürdürmekteyim.   Sosyal medya hesabınızda  konu başlıkları üzerinden her gün 11 film paylaşımı yapıyorsunuz. Üstelik 200 günü geçmişsiniz. Hazine gibi bir arşiv. Bu istikrar ve film arşivi hayranlık uyandırıcı. Biraz bunu konuşalım. Uzun zamandır üzerine çalıştığım bir konu idi. “Arka Planda Savaş Var”, “O Bizden Biri Değil”, “Şehirde İki Adam”, “Sınırsız Hayaller”, “Bisikletim İle Okula Gitmek İstiyorum” gibi göndermeler içeren ve “Psikolojik İmgeler”, Biyografiler”, “Totaliter Rejim İrdelemesi” gibi doğrudan konu başlıklarından hareketle sosyal medya üzerinde 11 film paylaşmaya başladım. Burada hedefim, içerisine filmler üzerinden yazılar ekleyerek, bir kitap hazırlamak. Bir yandan bu yazıları da yazıyorum, Arka Plan Sanat dergisinde ve sosyal medyadaki Martı dergisinde filmler üzerinden sinema yazılarını buradan yola çıkarak hazırlıyorum. Hakeza filmler üzerinde yaptığım sinema konuşmalarımı da.   Yeni nesil medya hakkında ne düşünüyorsunuz? Televizyonlar yerini Netflix gibi  platformlara mı bırakıyor? Sinema salonlarının akıbeti  salgın sonrası nasıl olur sizce? Yeni nesil medya yapısı benim çok yakınında olmadığım bir alan ama fark etmeksizin hepimiz bu yapının içerisine çekiliyoruz. Buna bende dahilim. Televizyonlar yerini belli bir kesim için Netflix gibi yeni platformlara bırakıyor tabii ki ama bu belli kesim yine de büyük bir yüzde değil. Hala yüksek çoğunluk televizyon izlemeye devam ediyor. Ama bir nesillik sürede, bu değişimi de gözlemleyeceğiz gibi. Ben bir sinema salonunda sinema izleyicisiyim ama zaten bir süredir sinema salonları kötü durumdaydı. Zannedersem salgın sonrası daha da kötü olacak. Türkiye’de yapılan filmleri soracağım. Gelişmiş ve gelişmesi gereken yönleri neler?   Son dönem Türkiye yapımı filmleri çok az izledim, iyi bir takipçi değilim ne yazık ki. Bazı önemli filmleri izlemeye çalışıyorum. Türkiye’de sinema sektörü büyük zorluklar yaşıyor. Yönetmenler kendi filmlerini kendileri çekmek zorunda kalıyorlar ağırlıklı olarak. Kültür Bakanlığı’ndan filmlerine destek alırlarsa ne ala. Alamazlarsa prodüksiyonlarıyla ilgili kısıntılara gitmek zorunda kalıyorlar. Bu ismi duyulmuş önemli yönetmenler için de geçerli, yeni yeni isimlerini duyurmaya çalışan yönetmenler için de. Diğer tarafta da komedi bazlı alt kültür filmleri yapılıyor. O filmler izleyicisini de buluyor, gereken parasını da kazanıyor. Yapımcılar o filmlere paralarını yatırıyorlar, ne yazık ki.   Bu konuyu kesinlikle daha sonra detaylı bir şekilde konuşmalıyız. Anladığım kadarıyla sektörün nitelikli hale gelmesini engelleyen pek çok unsur ve sorun var.  Ama bugün asıl konumuz bize önereceğiniz filmler. Bunun için sabırsızlanıyorum. Önümüzdeki günlerde bir ilk yaşayacağız ve yeni yıla tüm ülke evlerimize hapsolmuş bir şekilde gireceğiz. Muhtemelen zamanımızın çoğunu bir şeyler izleyerek geçireceğiz. Şimdi size bazı konu başlıkları vereceğim ve bunlarla ilgili sizden film önerileri isteyeceğim. Hazırsanız başlayalım. Hazırım. Hayata karşı umudumuzu arttırmak, güç toplamak ve yeni yıla motive bir şekilde girmek için  ne izlemeli?   Jean Pierre Jeunet’dan Le Fabuleux Destin d’Amélie Poulain – Amelie Woody Allen’dan Everyone Says I Love You – Herkes Seni Seviyorum Der John Boorman’dan Hope and Glory – Umut ve Zafer Frank Capra’dan Mr. Deeds Goes to Town – Mr. Deeds Şehre Gidiyor John Turturro’dan Romance & Cigarettes – Aşk ve Sigara     “Bu dünyada kadın olmak”  desem… Jon Avnet’ten Fried Green Tomatoes – Kızarmış Yeşil Domatesler Stephen Daldry’den The Hours – Saatler Deepa Mehta’dan Water – Su   Federico Fellini’den La Citta Delle Donne – Kadınlar Kenti Steven Spielberg’den The Color Purple – Mor Yıllar     Bizi geçmişte yolculuğa çıkaracak ne izlemeli? Andrej Wajda’dan Danton Stanley Kubrick’den Spartaküs Luchino Visconti’den Il Gattopardo – Leopar     Claude Lelouch’dan La Belle Histoire – Güzel Öykü William Wyler’dan Ben-Hur Milos Forman’dan Amadeus Yüksek dozda romantizm istersek? Nora Ephron’dan Sleepless in Seattle – Sevginin Bağladıkları, Lawrence Kasdan’dan French Kiss – Fransız Öpücüğü,   Rob Reiner’den When Harry Meet Sally – Harry Sally ile Tanışınca Leos Carax’dan Les Amants du Pont-Neuf – Köprüüstü Aşkları Stephane Brize’den Je Ne Suis Pas La Pour Etre Aime – Aşkın Dansı   Leticia Dolera’dan Requisitos Para Ser Una Persona Normal – Normal İnsan Olma Yolları, Herbert Ross’tan The Goodbye Girl – Elveda Sevgilim   Yılın son günlerinde  ağlayıp gözyaşlarını bu yılda bırakmak isteyenlere nasıl bir dram tavsiye edersiniz? Milos Forman’dan Hair Jose Giovanni’den Deux Hommes Dans la Ville – Şehirde İki Adam   Frank Darabont’dan The Green Mile – Yeşil Yol Kim Ki Duk’dan Soom – Nefes Bob Fosse’dan All That Jazz – Ölümün Beşinci Safhası     Mısırı patlatıp filmin başına geçtik o da ne? Gülmekten izleyemiyoruz. Yaşasın Gülümsemek, yaşasın komedi… Mel Brooks’tan The Producers – Yapımcılar Juzo İtami’den Tampopo Joel ve Ethan Coen Kardeşler’den The Hudsucker Proxy – Bir Şirket Komedisi Claude Zidi’den Les Rippoux – Avantacılar Robert Altman’dan MASH – Cephede Eğlence Mel Brooks’tan Silent Movie – Deli Dolu Woody Allen’dan Everything You Always Wanted to Know About Sex But Were Afraid to Ask – Seks Hakkında Bilmek İsteyip de Sormaya Korktuğumuz Her Şey Matthias Schweighöfer’den Der Nanny – Bakıcının Böylesi Gene Saks’dan The Odd Couple – Garip Bir Çift Mel Brooks’tan High Anxiety – Yükseklik Korkusu   Biraz daha sanatsal bakalım. Yönetmenlerin sınırsız hayalleriyle örgüledikleri film önerileriniz nelerdir? Tarsem Singh’den The Fall – Düşüş Fernando Solanas’dan El Viage – Yolculuk Federico Fellini’den Amarcord Michel Gondry’den La Sciense Des Reves – Rüya Bilmecesi Jean Pierre Jeunet ve Marc Caro’dan Delicatessen – Şarküteri Wes Anderson’dan Moonrise Kingdom – Ayışığı Krallığı     Hiçbir zaman güncelliğini yitirmeyen bir konu; ırkçılık.  kendi ırklarından olmayanlara karşı davranışların irdelendiği, farkındalık yaratan filmler ile ilgili önerileriniz?  Chris Menges’den A World Apart – Ayrı Bir Dünya Alan Parker’dan Mississipi Burning – Mississipi Yanıyor   Norman Jewison’dan the Heat of the Night – Gecenin Sıcağında Shane Meadows’dan This Is England – İşte İngiltere Bu Stanley Kramer’den The Defiant Ones – Kader Bağlayınca   Hızımı alamayıp biraz daha ileri gidiyorum ve top 10 film listenizi istiyorum.   10 filme indirgemek çok kolay değil tabi ama kendimce yazayım. Fernando Solanas’dan El Viage – Yolculuk Steven Spielberg’den Empire of the Sun – Güneş İmparatorluğu Milcho Manchevski’den Before The Rain – Yağmurdan Önce Tarsem Singh’den The Fall – Düşüş Jean Pierre Jeunet ve Marc Caro’dan Delicatessen – Şarküteri Costa Gavras’dan Missing – Kayıp Florian Henckel von Donnersmarck’dan Das Leben der Anderen – Başkalarının Hayatı Federico Fellini’den Amarcord Jose Giovanni’den Deux Hommes Dans la Ville – Şehirde İki Adam Jon Avnet’ten Fried Green Tomatoes – Kızarmış Yeşil Domatesler Çok teşekkür ederim bu cömert listeler için. Bence kaydedilmeye ve izlenmeye değer  film önerileri  oldu. Konuyu şuan kapatıyorum fakat sizinle daha sonra yeniden bir araya gelmek isterim.  Sinemanın ülkemizdeki durumunu değerlendiririz. Fotoğrafçılıktaki özgün tarzınız ve sergileriniz hakkında  yapacağımız sohbetin de  sanatseverlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Son olarak okuyucuya söylemek istedikleriniz? Bu salgın dönemi bize çok şeyi öğretmiş olmalı. Öncelikle hayatımızda sanatın herhangi bir dalının olması kadar önemli bir şey olamayacağını öğrenmiş olmalıyız;  uygulayıcı ya da izleyici olarak. Kültürümüzü artırmak için de çaba göstermemiz gerektiğini hepimiz fazlasıyla öğrendik. Bilgilenmeliyiz de bilgilenmeliyiz, öğrenmeliyiz de öğrenmeliyiz. Ve okumalıyız da okumalıyız. Ve sanatla ilgilenmeliyiz, izlemeliyiz ya da uğraşmalıyız. Bilmeliyiz ki bizi geliştirecek olan şey bunlardır. Dünya’yı, dünyamızı, Türkiye’mizi geliştirecek olan şeyler de bunlardır. Başka bir şeyler değil.  

KADIN AJANLAR

KADIN AJANLAR Erkekler emekli olduktan sonra sahil kasabasına yerleşip, balıkçı teknesiyle balık tutmayı hayal eder. Kadınlar da muhtemelen bir mağaza açıp kıyafet satmayı… Deşifre oluşu Hollywood  filmlerini aratmayan kızıl ajan olarak da bilinen Rus ajan Anna Vasil’yevna Chapman.. Deşifre olunca memlekete dönüp modaevi açmış. Tehlikeli ve gizli görevlerin ardından bir mağaza açıp scuba kumaş sweat, ribanali pantolon satmak… Ne biliyim… ? Genelde erkek ajanlardan bahsedilir ama kadın ajanların başarısı ve miktarı hiç göz ardı edilecek boyutta değil. Yazar Gina Bennett aslında bir CIA casusuydu. Usame Bin Ladin’in bulunmasında büyük rol oynadı. Hem de  11 Eylül saldırılarından bir gün önce anne olmasına rağmen… Hem çocuğunu büyüttü Hem de 09.00-17.00 arası Usame Bin Ladin ve El Kaide’yi takip etti. Bir kaç Türk kadın ajanı da hatırlayalım öyle kapatalım konuyu. Adalet Emine Pee. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın ajanlarından biridir. Hitler’in yaverlerinden Freglayr ile olan tanışıklığı sayesinde Alman karargâhına kadar girer ve Hitler’in hayranlıkla seyrettiği bir yıldız olarak tanınır. Adalet Hanım edindiği istihbaratları Türkiye’ye iletir ve başarılı işlere imza atar. Zeki Mürenin de sık sık Adalet Hanımı dinlemeye gittigi  ve “Ona âşık olanlardan biriydim” dedigi bilinir. Kadın ajan kullanma konusunda Abdülhamit Han’ın maharetli olduğu söylenir ama dünyada en iyisi MOSSAD olarak bilinir. Türkiye ile İsrail’in arasını açan Türk, bir kadın!  Ajan Yasmin S. MOSSAD Türkiye’deki birçok Musevi ismi ajan olarak kullandığı gibi İzmirli Musevi bir ailenin kızı olan  Yasmin’i de kullanmaya başlamıştı. Ancak genç kadın aslında vatanseverdi ve Türk birimlerince özel olarak eğitilmişti. Çift taraflı ajanlığa başlayan Yasmin S. MOSSAD’ın Türkiye üzerindeki pek çok oyununu bozdu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

YouTube
Instagram