KÖŞEGEN

ORALET

Yine hafta sonu geldi. Hafta sonu benim için uzun zamandır pek çokları gibi gezme, eğlenme günleri değil,ev ihtiyaçlarını tamamlama günüdür. Önceden hazırlamış olduğum uzunca listemi çantama koydum ve markete doğru yola koyulduk.

Ben görevimi tamamlayıp, listemdeki ürünleri alışveriş arabasına koydum. Alışveriş bittiğinde eşime arabayı verip, “ödeyebilirsin” dediğim ana gelmiştik:) O alışveriş arabasındakileri kasiyerin önüne yığarken, ben de unuttuğum bir şey var mı diye son bir bakış atıyordum reyonlara ki o an gördüm. Hızlı adımlarla reyonun önüne gittim ve hemen bir tane aldım.

Kasaya geri geldiğimde eşim sordu ‘o ne?’
– Oralet. Portakallı.
Dedim ve boğazıma sanki koca bir yumruk oturdu, gözlerim doldu. Başka bir şey diyemedim. Eşim her ne kadar duruma bir anlam veremese de başka bir şey sormadı. Yol boyunca konuşmadık.

Eve geldik, Aldığımız şeyleri poşetlerden çıkartıp, yerlerine yerleştirir yerleştirmez hemen bir oralet yapıp, balkona çıktım.

Ben küçükken bazı hafta sonları dedemin dükkanına giderdim. Çini satardı. Müşterilerine karşı hep kibardı. Daha dükkana girmeden önce kimin alışveriş yapıp yapmayacağını bilirdi. Hep bilirdi ama herkese aynı kibarlıkta davranırdı. Dükkan otogarın içinde olduğu için alınan çiniler genelde  farklı illere giderdi. Müşteriler her zaman ‘aman yolda kırılmasın, hediye olacak ona göre paket yapın ‘derler; dedem de “hiç merak etmeyin” deyip işe koyulurdu. Önce gazete kağıtlarına sarardı ve lastiklerle sabitlerdi çinileri. Sonra bir kişinin bile içinde gezinmesi zor olan ufacık deposundan, yer kaplamasın diye önceden katladığı kutulardan alır, onları hazır hale getirir, çinileri içine koyar ve son olarak hediye paketi yapardı. Bu paketleme işlemini izlemek benim için büyük keyifti. Dükkanda müşteri yokken hemen en ucuz ürünlerden birini alır(pahalı bir çiniyi yanlışlıkla da olsa kırmak istemezdim) ) dedemin yaptığı gibi sarıp sarmalar, hayali müşterilerime satardım. Bunu yaparken de sohbet ederdik. Ben büyüdükçe paketleme işlerim bitti daha çok sohbet eder olduk. Memleket meselelerini konuşurduk en çok. Kızardık, olana bitene. En son Kütahya’nın en işlek caddesi olan Cumhuriyet caddesinin adını değiştirdiklerine kızdık.

-Bunlar önce sokaklardan, sonra kafalardan sonra da yönetimden kaldıracaklar cumhuriyeti”
-Evet dede ama bak pek farkında olan yok işte.
-Allah sonumuzu hayretsin
-Amin. Pek parlak gibi değil gidişat…
-Oralet içer misin, seversin sen.
– Oo dede büyüksün! içerim tabi (gülüşürdük)

Çocukluğumda dükkana gittiğimde ilk beklediğim şey oralet olurdu. Bizim eve pek alınmazdı oralet. Biraz lüks ve gereksiz sayılırdı. O yüzden dedemin ısmarladığı oraletler benim için tarifsiz bir lezzet ve mutluluk kaynağıydı. Yanında dedeli torunlu derin bi sohbette olunca nasıl tatlı gelirdi o oralet…

Dedem bir gün hastalandı, iyileşemedi, olmadı. Sonsuz oldu…

Yıllar sonra bugün ilk defa oralet içmek istedim. İtiraf edeyim; oralet o dükkanda lezzetliymiş. Başka yerlerde içmeyişimin sebebi, dedemin olmayışıymış.

Bitmedi o bir bardak oralet. Sıcaklığından mıdır nedir içimi yaktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

YouTube
Instagram